Aydın Bakışoğlu

Profesyonel Turist Rehberi
21.11.2016 / 12:23

Aydın Bakışoğlu

Türkiye'nin en büyük sorunu LİYAKAT

Saatiniz bozulduğunda oto tamircisine mi gidersiniz? Ya da bacağınız kırıldığında diş doktoruna mı? Bu sorulara hepimizin verdiği cevap aynı çıkacaktır.

 

Son günlerde gündemimizi meşgul eden onlarca konu, onlarca problem var.

Ancak bunların özüne inildiğinde, en büyük ama en geride gizlenmiş, çözülememiş bir sorun olan "Liyakat" sorunu var.

Liyakat Arapça bir kelime olup Türk Dil Kurumu’na baktığımızda;

"Bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu" olarak tanımlanmaktadır.

Başka bir yerde "Yeterlilik, Yaraşırlık veya Kifayet" kelimesi ile anlatılmaktadır.

Liyakat sözcüğü; İngilizcede "suitability, capacity, competence", Almancada "Würdigkeit,hinlänglich" ve Fransızcada "Mérite" olarak kullanılmaktadır.

 

Nedir bu liyakat, yeterlilik veya kifayet denilen şey?

Hayatımızın ve içinde bulunduğumuz düzenin daha iyi çalışması için, esas yanıtını vermemiz, cevabını bulmamız gereken soru da budur zaten.

Bir kişi nasıl olur da bir şeye yeterli, kifayetli veya liyakatlı olur.

Bir soru soracak olursam; bir hayvanat bahçesi müdürü, TÜBİTAK’ın önemli birimlerinden Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi’ne (ULAKBİM) müdür yardımcısı olarak atanır mı?

Atanırsa ne olur?

Bir yerde, bir şahıs şöyle açıklamaya çalışmış liyakatı örneğiyle birlikte:

“Mesela bazı devlet kurumlarında; mesleğe binlerce insanın arasından sıyrılıp osym sınavıyla girmiş, iki dil bilen, master yapmış insanlar çalıştırılır. Ama bunların üzerine, lisan bilmeyen, lise mezunu şube müdürleri, daire başkanları atanır, gerekçe de liyakata dayalı atamadır. Liyakat böyle bir şeydir.”

Hayatında o işi hiç yapmamış, tecrübesi olmayan ve o konuda eğitimi-bilgisi olmayan kişilerden, o işin başına getirilmesinden bahsediyor.

Bunların dışında yetenek ve kişilik de çok önemli doğal olarak.

Sadece yönetici olarak seçilenlerden değil, en basit en kolay dediğimiz bir işin, ehline değil de, hak etmeyene verilmesinden bahsedelim biraz da.

Konuya basitçe soru sorarak başlayalım.

1. Soru kısmı:

-Saatiniz bozulduğunda oto tamircisine mi gidersiniz?

-Bacağınız kırıldığında diş doktoruna mı gidersiniz?

-Pasta alacağınız zaman kıyafet satan yere mi gidersiniz?

2. Soru kısmı.

Çocuğunuz hastalandığında kadın doktoruna mı gidersiniz? Yoksa çocuk doktoruna mı?

Arabanızın kaportası boyanacaksa egsozcuya mı gidersiniz? Yoksa kaporta boyacısına mı?

Bu yukarıdaki sorulara hepimizin verdiği cevap aynı çıkacaktır.

Cevabı çok kısa olarak söylersek; halledilmesi gereken bir işimiz varsa, o işi yapan kişiye veya birime gideriz.

Başka türlü cevap veren var mı?

Haaa. Yoksa çaremiz, yoksa olanağımız veya yoksa paramız o zaman ne yapacağımız belli olmaz diyebiliriz ki, bu da sakat bir durum...

Öyle değil mi?

Herkes her işi yapamaz. Öyleyse işi verirken ehline, uzmanına ve o işi en iyi yapabilecek olana vermek gerek.

“O işin gerçekten yapılmasını veya problemin gerçekten çözülmesini istiyorsak o işi liyakat sahibi şahıslara, hak edenlere vermek lazım, o kişiyi sevsek de sevmesek de!”

Eğer o işi liyakat sahibi kişiye veya kuruma vermiyorsak, bunun ardında art niyet aramak gerek.

Ya birileri korunuyor, ya birilerine rant sağlanıyor ya da... Siz söyleyin, ben söylemek istemedim!

Ondan sonra;

-Bu toplum neden gergin?

-Neden şiddet çoğaldı?

-Neden huzursuzluk arttı?

-Neden ahlak bozuldu?

-Neden ekonomi kötüye gidiyor?

-Neden adalet yok?

-Neden haksızlık yapılıyor?

Diye sormanın bir yararı yok.

Kalın sağlıcakla!

 

 
YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

>> Başarılı okullar mı yoksa başarılı öğrencilerin toplandığı okullar mı? - 22.10.2016
>> “Kadınları kaldırın ortadan problem çözülsün” - 26.09.2016
>> Dua hakkında bazı incelemeler… - 23.09.2016
>> Bilgi çağının sonu - 08.09.2016
>> Sözcüklerin ve görüntülerin hayatımıza etkileri - 19.08.2016
80alte Yazarları
Dr. Mithat Tosun Halef Remzi Vayıs Aydın Bakışoğlu Şenol Gürel
Bilimin bilimi (4)
Tüm Yazarlar