Halef Remzi Vayıs

06.12.2019 / 11:36

Halef Remzi Vayıs

Sigortacı, Halı Tüccarı ve Saksıdaki Çiçek

Bir satış için bu kadar da zorluk çekilmez, bu denli uğraşılmaz ve vakit kaybedilmez diyorsanız, yüksek ihtimaldir ki siz, satıcılık mesleği ile uğraşmıyorsunuzdur. Veya satış mesleğinin, içinde inatçılık da içeren; zor, eğlenceli ve kariyer imkanlı duygularını henüz yakalayamadınız.
 
“Satış, karşınızdakini motive ederek ürün ile ilgili istek ve coşku yaratmaktır.”
 
Pazarlama dünyasına yönelik bir yayının birkaç yıl önce gerçekleştirdiği “Satış nasıl algılanıyor?” araştırmasının sonucunda satış, araştırmaya katılanların çoğunluğu tarafından işte böyle tanımlanmıştı.
 
“Bir ikna ve soru sorma sanatıdır” diyenler, ikinci çoğunluğu oluşturmuş; satış mesleği ise zor, eğlenceli ve kariyer imkanlı olarak nitelendirilmişti.
 
William Saroyan’ın “Ödlekler Cesurdur” adlı kitabındaki öykülerinden birini okurken, bu araştırmayı anımsadım. Öykünün kahramanı satış yapabilmek için nasıl da sabırla ve asla vazgeçmeden, satış sürecinin tamamlanmasını bekliyordu.
 
İlk kez 1994 yılında yayımlanmış öykü aslında daha uzun, ancak ben ilgili bölümü alıntılayarak aktarmak istedim:
 
Arşak Gorobakyan, hayatını New York Hayat Sigortası Şirketi adına poliçe satarak kazanan ufak tefek bir adamdı. Satış için türlü türlü konulardan konuşabileceği insanları tercih ederdi; sonra lafı yavaş yavaş sigorta meselesine getirirdi.
 
Kolej mezunu bir dişçiyle konuşmak için iki yüz mil yol kat ederek sık sık San Francisco’ya gittiği olurdu.
 
Bir keresinde Buick’ine atlayıp ülkeyi bir uçtan bir uca aşarak Boston’a gitmeye karar vermiş. On günlük yolculuk demekti bu. Boston’a gitmiş, ablasını ve onun ailesini ziyaret etmiş.
 
Orada kendisi gibi üniversite mezunu bir halı tüccarıyla karşılaşmış. On günde üç kere adamın evine gitmiş, keyifli sohbetler etmişler. Adam muhabbet etmeye bayılıyormuş. Sigortacıya göre her konuda fikir yürütebilecek zekada biriymiş. Ama iş hayat sigortasına gelince fark etmiş ki, arkadaşının hiç o taraklarda bezi yok. En azından şimdilik…
 
Sigortacının Kaliforniya’ya dönme zamanı gelince halı tüccarı, saksıda küçük bir çiçekle onu ziyarete gelmiş.
 
“Dostum” demiş halı tüccarı, “Benim Bakersfield’de sana çok yakın oturan bir kardeşim var, yirmi senedir görmüyorum. Bana bir iyilik yapar mısın?”
 
“Tabi ki” demiş sigortacı, “seve seve, ne çiçeği bu?”
 
“Bilmiyorum ama yaprakları çok güzel kokuyor, koklasana.”
 
Sigortacı koklamış ama tam bir hayal kırıklığı yaşamış. Yine de bozuntuya vermemiş, “şüphesiz cennete yakışan bir koku bu.”
 
Halı tüccarı, sigortacıya kardeşinin adını, adresini vermiş, sonra eklemiş:
 
“Bir şey daha... Her eyaletteki tarım bakanlığı, bir yerden bir yere nakledilen bitkilerin zararlı böcek kontrolünden geçirilmesini zorunlu tutuyor. Bu çiçekte öyle zararlı böcek falan yok ama yine de kanun kanundur. Onun için her eyaletteki ziraat odasında birkaç dakikalığına durmalısın, bir formalite işte.”
 
Sigortacının ağzından sadece “Ooo…” sesi çıkmış. Bir kere söz verdikten sonra yapacak fazla bir şey yokmuş, çiçeği arabasına koyup Boston’dan ayrılmış.
 
Kanunlara saygılı bir adam olduğundan, çiçek, başına hayli bela olmuş. Geçtiği yerlerde ziraat odasını bulsa bile, çoğu zaman müfettiş kasaba dışında oluyormuş ve ancak birkaç gün sonra dönüyormuş.
 
Böyle böyle sigortacı, evine on günde döneceği yerde, tam yirmi bir günde dönmüş. Bakersfield’e kadar yüz mil daha fazladan yol kat etmiş ve halı tüccarının kardeşini bulmuş.
 
Çiçek iyi durumdaymış, büyüyor ve sigortacının hiç hazzetmediği bir koku yayıyormuş.
 
“Kardeşinizin Boston’daki evinden, sizin evinize tam 3.668 mildir bu harika çiçeği yanımda taşıyorum. Kardeşinizin selamı var.”
 
Halı tüccarının kardeşi, çiçeği, sigortacı kadar bile sevmemiş. “İstemiyorum bu çiçeği diye kestirip atmış.
 
Hayatta çok az şey sigortacıyı şaşırtabileceğinden, kardeşin bu kayıtsızlığını gayet olağan karşılamış. Çiçeği kendi evine götürmüş, arka bahçesine, toprağın en iyi olduğu yere ekmiş. Gübrelemiş, su vermiş, bayağı ihtimam göstermiş.
 
“Bütün bunları çiçeği sevdiğimden yapmıyorum” diyormuş komşusuna. “Tam tersine, bu çiçek midemi bulandırıyor. Ama bir gün gene Boston’a kız kardeşimi ziyarete giderim. Eğer o halı tüccarıyla karşılaşırsam bana çiçeğini soracaktır; işte o zaman ben de göğsümü gere gere çiçeğinin büyüyüp serpildiğini söyleyebilirim.
 
Günün birinde o adama bir poliçe satma şansımın hayli yüksek olduğunu seziyorum...”
 
                                                            ***
 
Sonrasında tekrar Boston’a gidip halı tüccarına poliçe satmış mıdır bilmiyorum. Öyküde belirtilmiyor, muhtemelen amacına ulaşmıştır.
 
Bir satış için bu kadar da zorluk çekilmez, bu denli uğraşılmaz ve vakit kaybedilmez diyorsanız, yüksek ihtimaldir ki siz, satıcılık mesleği ile uğraşmıyorsunuzdur.
 
Veya satış mesleğinin, içinde inatçılık da içeren; zor, eğlenceli ve kariyer imkanlı duygularını henüz yakalayamadınız.
 
                                                             ***
 
Unutmadan söyleyeyim, aynı araştırmada; satışı, “karşınızdakine baskı yaparak, satın almasını sağlamaktır” diye tanımlayanların sayısı da hatırı sayılır miktardaymış ve bu tanımlamayı yapan erkek katılımcıların sayısı, aynı görüşü paylaşan kadınlara oranla iki katından fazlaymış.
 
Bu sonuçtan, erkek cinsiyetine sahip satıcıların, kadınlara oranla daha agresif olduklarını mı çıkarmalıyız acaba?
 

https://twitter.com/HalefRVayis

 

 
YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

>> Noktalama işaretlerinin tarihçesi… - 02.01.2020
>> Değişti denen dünyada fikr-i ayar lazım… - 15.11.2019
>> Alışılmış düşünce tarzını değiştirmek… - 21.10.2019
>> Tek gerçek iddianız… - 20.09.2019
>> Ağzı olan konuşuyor… - 22.08.2019
80alte Yazarları
Halef Remzi Vayıs Dr. Mithat Tosun Aydın Bakışoğlu Şenol Gürel
Noktalama işaretlerinin tarihçesi…
Tüm Yazarlar