Şenol Gürel

03.10.2016 / 13:08

Şenol Gürel

Sanatlardan Bir Sanat: Yakın Döğüş

Doğamızda var olan ezme güdüsü üzerine kurulu, en eski sanat diyebileceğimiz ‘yakın döğüş sanatı’, insanlık var oldukça el üstünde tutulacaktır…

 

Ergen erkeklerde güç gösterisiyle üstünlük taslamak; bilinen, çoğumuzun tanık olduğu bir davranış biçimidir. Bilek güreşi, boğuşma, o da olmazsa itişme kakışma ile kendini gösterir. Buna, yumruğun değişmeyen egemenliği diyebiliriz.

Hayvanlarda da benzer davranış biçimleri gözlenir. Ergen öküzler, bilinen adlandırmayla boğalar, kendisiyle boy ölçüşmeyi göze alan boğayı alt ettikten sonra, ölgün gözlerle döğüşü izleyen kıçı mayıslı bir boğayı, “ne baktın ulan?” dercesine bi’ güzel pataklar. Yetinmez, bu pataklamaya oralı olmayıp; ağır ağır uzaklaşmayı seçen öbür boğaları da boynuzlarının önüne katarak tek tek püskürtür. Bu son efelenmeyle “aranızda üstünlüğüme karşı çıkan varsa buyursun, boynuzlarımın üstünde yeri var” der.

Doğamızda var olan ezme güdüsü üzerine kurulu en eski sanat diyebileceğimiz ‘yakın döğüş sanatı’, insanlık var oldukça el üstünde tutulacaktır.
Böylesine eski, dahası yaygın bu sanat dalını, sergi salonlarına gidemesek de ‘sokak sanatı’ başlığı altında izlemişizdir. Çağa, döneme, sanat akımına bağlı değişimler; yeni anlayışlarla birlikte, sanatçının biçemini, yorumunu yansıtan öznel yaratıların olması kaçınılmaz. Biz, bu sanattaki en ilkel biçemi korumayı, değişmez ilke gören Delikanlı Akım’ın örtüsünü güneşe sereceğiz.

Dünden bugüne değişmeyen en özgün yöntem; sanatçının araçsız gereçsiz, tümüyle kendi bedenindeki bükülür/bükülmez çıkıntıları kullanarak yaptığı çalışmadır. Kimi sanatçılar, ilkel dönemlerden bugüne kullanılagelen taşa başvururlarsa da bu, özellikle Delikanlı Akım’ın yakın döğüş sanatında kullanmaktan kaçındığı, görmek istemediği bir yoldur. Bıçak, muşta, zincir, çivili sopa için ne düşündüklerini söylemeye gerek yok.

Bir sanatın yakını varsa uzağı da vardır; bunu bilmek için saksıyı zonklatmaya gerek yok. Ancak kolayca kestirebileceğimiz gibi; yakın döğüş sanatı gibi yalın olmayan, çok araç gereç, yığınlarca cebe, bin türlü al, bin bir türlü oyun isteyen ‘uzak döğüş sanatı’, paraya ‘holding, corporation’ diyenlerin işidir. Uzak döğüşü onlara bırakıp, yalın sanata gelelim.

Delikanlı Akım’ın bir sanat çalışmasını ayrıntılarına çok girmeden kısaca anlatmayı deneyelim.
Sanatını üzerinde uygulayacağı kişiyi (tuval) karşısında bulur bulmaz, enseden bir tutam saç kavrayıp; yüz olarak tanımlanan bölgesini olanca gücüyle hızla kaldırdığı diziyle buluşturdu muydu sanatçının başarılı bir yapıt ortaya çıkaracağı daha ilk hamleden belli olur. Biçem budur; sanatçıdan sanatçıya değişir. Çoğunlukla ilk hamle olarak yüze kafa, parmakların bir araya getirilip aya üzerinde sıkılmasından oluşan yumruyu buruna ekleştirmek seçilse de dizin yaratacağı etkiyle karşılaştırılamaz. Sanatçı dizle başladığında, çok sarsılmayacağından, sanat yapıtının yüz bölgesinde neler yaptığını daha açık görebilir.

Ağzın burnun kan çanağına döndüğünü bilen usta sanatçı, yüz kan çanağına dönmüşken üzerine yumurta kırılmazsa yapıtın eksik kalacağını bilir. Yapıtını doğrultup, yüz bölgesine bakmaya gerek duymadan, ikinci darbeyi de yine diziyle apış arasına özenle gizlenmiş bekçili yumurtalık bölgesine yapar. Bu hamle, yakın döğüş sanatında yumurta çırpma hamlesi olarak bilinir. Üst üste yapılan bu iki darbe, sanat yapıtının kolay işlenme kıvamına gelmesi için yeterlidir. Sonrası, sanatçının o günkü esinlenmesine bağlı olarak değişebilir. Derinlik kazandırma, gölgelendirme gibi estetik kaygular son aşamada giderilir.

Kaç çağ açılıp kapanırsa kapansın; insanın bu sanata olan açlığı sürecektir.
Kadınları da katarak; kim, bir olsun, birini pataklamak; şöyle evire çevire, yan yatıra, dik tuta, silkeleye çırpa dövmek istememiştir?

Türklerde “Her Türk şair doğar” sözünden, her Türk şair olmak ister iletisinin alınması gerektiği açıktır. ‘Her’ sözcüğü ile yapılan bu genelleyici anlatımı, döğüş sanatına uygularsak şöyle bir söz çıkar; ‘her insan döğüşçü doğar’, bu kez sesli (biraz yüksek) okuyarak, ‘her insan döğüşçü doğar’. Bu sözden, yine her insan döğüşçü olmak ister anlamı çıkarılmalıdır.

Unutmayalım, dahi utanmayalım; ‘dö ğ üş’ bir sanattır.

 
YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

>> Evrimlerden Bir Evrim: Toplumsal Evrim I - 14.11.2016
>> Alçaklıklardan Bir Alçaklık: Nal - 19.10.2016
>> Kendime Öğütler - 10.10.2016
>>  Simgelerden bir simge: Orak Çekiç - 26.09.2016
>> Çekiç - 19.09.2016
80alte Yazarları
Halef Remzi Vayıs Dr. Mithat Tosun Aydın Bakışoğlu Şenol Gürel
Tüketim ve pazarlama üzerine bir derleme…
Tüm Yazarlar