Dr. Mithat Tosun

18.09.2019 / 15:01

Dr. Mithat Tosun

Milgram Deneyi - 6

Otoriter sistemde birey, kendine bir konum tanımlar, varlığını hiyerarşi içinde başkalarının isteklerini yerine getirecek bir araç olarak görür ve eylemlerinden dolayı kendini sorumlu hissetmez…”

Sadece görevlerini yapan, emirleri yerine getiren, kendi başlarına insanlık dışı davranışlara kalkışmayan sıradan insanlar, korkunç bir yok etme mekanizmasının bir çarkı olabilmekteler. Ek olarak, yaptıkları işin yıkıcı sonuçlarını apaçık görmelerine rağmen, temel ahlaki değerleriyle çelişen bu görevlerde pek az kişinin otoriteyi reddetme potansiyeli olduğu görüldü.

Milgram'ın ilk deney dizisinde deneklerin yüzde 65'inin (40 denekten 26'sının) en üst düzey gerilime kadar çıktığı görülmüştü. Maryland Baltimore Eyalet Üniversitesinden Dr. Thomas Blass, deney tekrarlarından elde edilen sonuçlar üzerinde bir meta analiz yürüterek, ölümcül gerilimler uygulayabilen katılımcıların oranının, yer ve zamandan bağımsız olarak dikkat çekici bir biçimde yüzde 61 ila yüzde 66 arasında sabit olduğunu söylüyor.

Philip Zimbardo’ya göre, deneyin farklı şekilde bittiği durumlara pek rastlanmadı. Zimbardo'nun bu yöndeki sorusu üzerine Milgram'ın notlarına ve anılarına göre, son şokları uygulamayı reddeden katılımcılardan hiçbiri ne deneyin durdurulmasını talep etti, ne de izin almadan odayı terk ederek yan odadaki öğrencinin durumunu kontrol etti.
Milgram “İtaat” isimli bir belgesel hazırlayarak deneyi ve sonuçlarını gösterdi. Toplumsal psikoloji üzerine ayrıca beş farklı film daha hazırladı ki bunlardan bazılarında yaptığı deneylere değiniyordu.

Milgram ulaştığı sonuçları açıklayan iki ana kuram geliştirdi; 

1. İlki, S. Asch'in çalışmalarını temel alan Uyum Kuramı'dır. Milgram başvuru grubu ile birey arasındaki temel ilişkiyi tanıtır. Karar verme konusunda, özellikle bir kriz ortamında karar verme konusunda hiçbir deneyimi ya da yeteneği olmayan bir denek, kararı gruba ve gruptaki hiyerarşiye bırakır. Grup bir davranışsal model oluşturur.
2. İkincisi ise Araçlaşma Kuramı'dır.

Milgram'a göre, "itaatin özü; Bir insanın kendisini başka bir insanın isteklerini gerçekleştiren bir araç olarak görmesi, böylece kendi davranışlarından kendisini sorumlu hissetmemesidir. Kişinin bakış açısındaki bu kritik kayma gerçekleştiği zaman, itaatin tüm özellikleri bunu izler". Bu askeri açıdan otoriteye saygının temelidir; askerler üstlerinin emirlerini ve komutlarını, sorumluluğun subaylarda olduğunu bilerek yerine getirirler sözgelimi.

Milgram 2 temel işlevsel durumdan yola çıkarak açıklamaya çalışıyor deneyin sonuçlarını;
Otonomi durumu: Birey kendisini eylemlerinden sorunlu hisseder
Agens*1 durumu: Otorite sisteminde bir konum tanımlar kendisine ve hiyerarşi içinde başkalarının isteklerini yerine getirecek bir araç olarak tanımlar kendisini ve eylemlerinden dolayı kendisini sorumlu hissetmez.

Deney kişilerin çoğunlukla deney yöneticisinin yönlendirmelerine uyduklarını ve kurbanların acılarına duyarsız kaldıklarını göstermiştir.
Ortamda otoritenin varlığı ve kurbanlara yakınlık deney sonuçlarını etkilemiştir. Otoritenin varlığı arttıkça itaati arttırırken, kurbana fiziksel yakınlık otoriteye itaati azaltmıştır.

Deneyin yöntemi ile ilgili 3 temel eleştiri getirilmişti en çok:

1. Deneyin tamamen rastlantısal seçimlerle yapılmadığı ve tüm Amerikan halkını temsil etmeyeceğini;
2. Denek rolündeki işbirlikçi öğrencinin oyunculuk yeteneğin tartışma götürür olduğunu, sözde öğrenciyi yüksek voltajla cezalandırdıktan sonra, neredeyse ölüyor sanılan kişiye tekrar kelime çiftlerinin soruluyor olması ve onunda normal ses tonuyla soruyu yanıtlamasının (Anımsama deneyi) gerçeküstü bir görünüm yaratıyor olması ve denekleri sinirli sinirli gülmek durumunda bırakıyor olması;
3. Deneylerde, deneyin seyrini etkileyebilecek efektler de göz önüne alınmalıdır. Söz gelimi sadece bir deneye katıldığını bilmek bile insanların duruşunu etkileyebilir (Hawthorne Efekti*2) ya da deney yürütücüsünün beklentilerinin, deneklerin davranışları üzerine eşik altı etkisi olabileceği (Rosenthal effekti*3).

Milgram, kendisi de sonuçlara şaşırmıştı. Deneyden önce meslektaşlarıyla ve öğrencileriyle yaptığı görüşmelerde bu kadar çok itaatkâr ve cezalandırmada sonuna kadar gidebilecek denek çıkacağını hiç kimse beklememişti. Milgram ve bazı meslektaşları, deney için başvuran gönüllü deneklerin gönüllü olarak başladıkları işi sonuna kadar götürerek bitirme isteklerinden ve bilim insanlarının beklentilerini karşılama isteğinden kaynaklanabileceğini düşünmüşlerdir (Normatif Sosyal Etki)

Daha önce karşılaşmadıkları bir ortam ve durumda daha önceden öğrenilmiş bir davranış modeli oluşmamıştı (İnformatif Sosyal Etki). Ayrıca bu alışılmadık duruma uyum sağlayabilecek bir süreleri de yoktu.

*1 Latince “ agere “ kökünden yapmak, sürmek, etkin olmak anlamlarında… İngilizce making gibi …. Yapmakta olan, hareket ettiren…
Felsefede neden olan güç; Kimya ve tıpta etkin olan, tepkime veren, tepkimeyi etkileyen anlamlarında. (Re-agens)

*2 Hawthorne-Effekti: Gözlem altındaki deneklerin sadece gözlendiklerini bildikleri için davranışlarını değiştirdiklerini iddia eden bir teoridir. Bizzat gözlemin kendisinin sonuçları etkilediğini söyler.

Roethlisberger ve Dickson’un 1924 ila 1932 yılları arasında Natioanal Research Council adına Chikago Westen Electric Company fabrikalarında yaptıkları bir dizi deney sonucu vardıkları sürpriz bir sonucun adıdır. Deneylerde çalışanların iş verimliliğini arttıracak yöntemler araştırılıyordu. Scientific Management bakış açısıyla değişik araştırma dizaynları uygulanırken, ortamdaki ışığın etkisi araştırılmak istenmiş. Bir grubun çalıştığı ortamdaki ışık arttırılınca verimlilik de artmış. Ancak ışık düzeyi aynı kalan kontrol grubunda da verimlilik yüzde 30 kadar artmış. Daha sonra deney grubunun ışık düzeyi eski durumuna getirildiğinde iş verimliliğinde düşme olmamış. İşçilerin sadece araştırmacıların varlığından etkilendikleri savı ortaya atılmış. Başlangıçta bu etki araştırma sonuçlarını etkileyen ve elimine edilmesi gereken bir bozucu etki olarak tanımlanmış ve yeni araştırma modelleri geliştirilmiş.

Deney grubundaki bayan çalışanlara % 30 daha yüksek ücret ve daha konforlu bir iş ortamı sağlanarak devam edilen deneylerde verimlilik daha yüksek ücretlere ve konforlu iş ortamına bağlanmış ancak işçilerin üzerindeki ayrıcalıklı çalışma koşulları ve sıkı çalışmazlarsa eski işyerlerine dönecekleri gibi dolaylı baskılar ve hasıraltı edilen bazı veriler yüzünden tartışma konusu olmuş ve deneyler yanlılıkla suçlanmış, manipülasyon iddiaları da gündeme getirilmiş bazı araştırmacılar tarafından. Deneyin sonuçları politize edilmiş ve sendikalar tarafından sıklıkla argüman olarak kullanılmış. Taylorizm karşıtı ve dengeleyici bir anlam kazanmış deneyler. Harvard Business School’dan Elton Mayo 1927’den itibaren bu konuda çeşitli dersler vermiş ve bu bakış açısıyla üst düzey yöneticiler yetiştirmiştir. Bu araştırmalar daha sonra Human-Relations (İnsan ilişkileri) akımına yol açmıştır.

*3 Rosenthal-Effekt (Ya da Pygmalion (Grekçe; Πυγμαλίων; Mitolojidrki pigmalion a atfen) effekti olarak da bilinir). Kendi kendini doğrulayan kehanetler gibi bir etkiden bahsedilir. Araştırmacıların denekleri bir şekilde etkiledikleri iddia edilir. Deneylerde deney kirliliği (artefakt) olarak anılır. Çocukların zekâsı ve zekâ gelişimiyle ilgili meşhur bir deney vardır (David Rosnhan’ın 1968 -1973 yıllarında yaptığı bir deney). Öğretmenlerin beklentisinin öğrencilerin zekâ gelişimi üzerine etkisi araştırılmış ve sadece beklentinin bile ne kadar etkili olduğu gösterilmiş.

George Bernard Shaw’ın Pygmalion-Effekt’inde ise alt tabakadan birinin üst tabakadan birisi sanılması sonucu ortaya çıkar. Pygmalion adlı eserine atıf yapılır.  

 
YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

>> Beyin göçü-3 - 28.11.2019
>> Beyin göçü-2 - 06.11.2019
>> Beyin göçü-1 - 16.10.2019
>> Milgram Deneyi - 5 - 22.08.2019
>> Milgram Deneyi – 4 - 17.07.2019
80alte Yazarları
Halef Remzi Vayıs Dr. Mithat Tosun Aydın Bakışoğlu Şenol Gürel
Sigortacı, Halı Tüccarı ve Saksıdaki Çiçek
Tüm Yazarlar