Dr. Mithat Tosun

28.11.2019 / 15:22

Dr. Mithat Tosun

Beyin göçü-3

Dünya standartlarında rekabet edebilecek nitelikte, yaratıcı, araştırmacı, mucitlik yetenekleri olan, hayal gücü yüksek, girişimci, kendine güvenen, bir araya gelip takım oyunu oynayabilen genç nesiller yetiştirmeliyiz…

Sosyal yardım kabaca 5 kategoride inceleniyor.

Birinci kategoride dünyada 160 kadar ülke, bunların arasında Hindistan ve Çin de var, vatandaşlarına pek bir sosyal yardımda bulunmuyorlar.

İkinci kategoride ABD var. Vatandaşlarına ömürleri boyunca toplam 5 yıl sosyal yardımdan yararlanabilmeleri olanağı sunuyor. Yani özürlülük gibi bir özel durumu yoksa, ömür boyu alabileceği toplam sosyal yardım sadece bu 5 yıl ile sınırlı.

Üçüncü kategoride İngiltere ve İtalya gibi ömür boyu ama oldukça kıt kanaat yardım veren ülkeler var.

Dördüncü kategoride Finlandiya, Norveç, İsviçre gibi ömür boyu ve cömert davranan ülkeler bulunuyor.

Beşinci kategoride sadece Almanya var. Almanya ayrıca çocuk başına annelere yardım yapıyor. Yardım alan kadınların çoğu işsiz ve çocuklarını okumaları için pek de motive edemeyen kadın grubu. Kariyer yapan kadınlar ve akademik statüdeki aileler, bu yardımlarla çok da ilgilenmiyorlar. Diğer Avrupa ülkelerine göre aile yapısı olmayan, babanın kim olduğu pek belli olmayan ya da babanın ortalarda olmadığı çocukların dünyaya gelme olasılığı dörtte bir kadar daha yüksek. (80’lerde çocuk yardımı alan 130 bin kadar çocuk varken, 2010 yılında bu sayı  2 milyon civarına çıkmış)  (Amerika 20 yıl kadar tartıştıktan sonra bu şekilde bir çocuk teşvikinden vazgeçmiş. Şimdi Almanya bunu tartışıyor)

Bu açmazları değerlendiren Almanya’nın bakış açısı, benim algıladığım kadarıyla hemen hemen şöyle: Üretkenliklerini ve nüfus sayısını sürdürebilmeleri için gereken her yüz kişinin % 35’i hiç doğmuyor (nüfus küçülmesi), yaşlı nüfus artıyor, insanlar daha geç yaşlarda anne-baba olmaya karar veriyorlar (Bu arada kariyer yapan gelir düzeyi yüksek okumuş kesim çok sayıda çocuk sahibi olmak istemiyor), % 10’u başka ülkelere göç ediyor, % 15’i bir meslek sahibi bile olamıyor. Geriye kalan % 40’ı da bütün vergi ve prim yükünü sırtlanmak zorunda kalacak. 'Her yıl doğanların yüzde kırkı üniversite mezunu olmalı ' diyerek bastıran partiler var ve yöneticilere planlamalarını buna göre yapmayı önerenler çoğunlukta.

Ancak üniversiteye girişi kolaylaştırınca her giren bitiremiyor veya süre uzuyor ve maliyetler de artıyor; ya da mezun edilmeleri kolaylaştırılıyor ve yeterince kalifiye olamıyorlar. Yeterlilik ve sertifikasyon arasındaki orantı bozuluyor. Hem siz o sene liseyi bitirenlerin % 40’ına üniversitelerin kapısını açtınız diye, nüfusun % 40’ı üniversitede okumayı hak etmeyebiliyor dolayısıyla.

Amerika’da öğrencileri döken sert bir eleme sistemi var diye bazı üniversiteleri eleştirenlere Manhattan İnstitut’ tan Marcus Winters’in diplomatik ve zekice verdiği cevap şöyle: “ Üniversiteleri değil, üniversiteye gidecek öğrencileri yetiştiren orta eğitim sistemini eleştirmek gerekiyor aslında...”

Chronicle of Higher Education’  adlı haftalık yayında nüfusun ancak % 10’u ila % 15’i arasının yüksek eğitime elverişli olduğunu söylenmiş. American Enterprise İnstitut’tan Charles Murray. “ Ekonomik kayıpların yanı sıra, elenen çocuklar için de zaman kaybı ve psikolojik bir yıkımdır kapasitelerinin üstünde bir okula gitmek.“

Ülkemizde üniversite sınavında başarısız olan çocuklarımızın, yüksek meblağlar harcanarak denklik veren özel üniversitelere ya da yurt dışı üniversitelere gitmelerinin maddi ve manevi bedeli ülkemiz için nedir? İyi düşünmek gerek.  Ayrıca toplumun her kesiminden toplanan vergilerin, daha çok orta sınıfa ait başarılı çocuklara harcanıyor olması da aslında fakir kesimden orta sınıfa yapılan bir maddi aktarım değil midir?

Girdiği işi yapabilmesi için alınması gereken eğitimin ortalama 2 ay olduğu işler için 4 yıllık okul bitirmiş eleman çalıştırmanın ne kadar israf olduğunu vurgularken, mezunların aldığı 4 yıllık eğitimin üstüne, girdiği sektörde ayrıca bir eğitim daha almak zorunda kalması gibi maliyet arttırıcı durumları da ayrıca bir incelemek gerek.

Üniversite kontenjanlarının ve eğitim içeriklerinin belirlenmesinde piyasayla, yani sözgelimi mühendislik bölümleri için sanayi ile daha yakın temasta olmak, öğrencilerin pratiklerini sağlar. Ayrıca, sanayinin ihtiyaçları doğrultusunda da ortak araştırmalar planlamak, finansman bulmak, risk sermayesi oluşturmak, bu branşlarla ilgili dünya gündemini çok iyi takip etmek, dünya standartlarında rekabet edebilecek nitelikte, yaratıcı, araştırmacı, mucitlik yetenekleri olan, hayal gücü yüksek, girişimci, kendine güvenen, bir araya gelip takım oyunu oynayabilen genç nesiller yetiştirmeliyiz.

Bu gençlerimize de sunabileceğimiz en iyi imkanları sunup kendi ülkelerinde mutlu olmalarını sağlamalıyız. En nitelikli beyinleri ülkemize çekebilmek için yasal, ekonomik, altyapı vs. sorunları çözmeli, belli merkezlerde dünyanın en iyilerini bir araya getirmenin yollarını aramalıyız.

 
YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

>> Beyin göçü-2 - 06.11.2019
>> Beyin göçü-1 - 16.10.2019
>> Milgram Deneyi - 6 - 18.09.2019
>> Milgram Deneyi - 5 - 22.08.2019
>> Milgram Deneyi – 4 - 17.07.2019
80alte Yazarları
Halef Remzi Vayıs Dr. Mithat Tosun Aydın Bakışoğlu Şenol Gürel
Sigortacı, Halı Tüccarı ve Saksıdaki Çiçek
Tüm Yazarlar